• Escort bayan salt ilişki için tercih edilmeyen ,daha çok sorunsuz dakikalar geçirmek ve zevk duymak için tercih edilebilen kişiler olmalıdır. izmir escort sitesi olarak hizmet veren site ilgililer için hizmet vermekte olup bir çok ziyaretçinin hoş ayrılmasını sağlar. İzmir escort konusunda ise bir çok seçenek arasından seçimlerinizin daha kolay olma şansı vardır. Bu herkes için bulunmaz bir fırsattır. Bir çok insanlar tarafından bilinen İzmir escort sitemizde hizmetimiz sizler için izmir escort fırsatları sunmaktadır. izmir eskortlar bir çok konuda size yardımcı olabilmelidir. istediğiniz her türlü olaya açık sizi sıkmayan kişiler istiyorsanız , izmir escort sitemizi ziyaret etmelisiniz. izmir escort hizmetinde size sunabileceğimiz bir çok hizmetin yanında gizlilik ve temizlik esasımızdır. Güzelliği ile ünlü İzmir escort kızlarına hayran kalacaksınız. İzmir escort için sitemizi ziyaret edip size uygun , sohbeti hoş bakımlı istediğinizi anlayan bayanlarla birlikte olmanın tadına varın.

    Tags: ,

  • Merhaba Ben İzmir Göztepe’den Izmir Escort Yağmur..
    23 Yaşında 1.70 Boyunda 54 Kiloda Bakımlı Sexi Bir Escort Bayanım..
    Görüşmelerimi Göztepe’deki Kendi Evimde Veya 4-5 *yıldızlı* Otellerde Gerçekleştiriyorum
    Saygının Ve Güler Yüzün Öncelikli Oldugu Sıcak Zamanlar Gecirmek İsterseniz Size bir telefon kadar yakınım. :)
    Not : Anal Ve Korunmasız İlişkiye Girmiyorum.. Sağlık İçin Bu Çok Önemli.. Detaylı bilgi ve randevu için Bana alttaki numaramdan ulaşınız..
    Izmir Escort Yağmur Telefon : TIKLAYINIZ

    Tags: , , , , ,

  • Genel 21.07.2014 Yorumlar Kapalı

    izmir escort sitesi

    İsrail’in Gazze’de 3 katlı binayı hedef alan saldırısında, aynı aileden 26 kişinin yaşamını yitirdiği belirtildi.

    Gazze’de görevini fiilen yürüten eski Filistin Hükümeti Sağlık Bakanlığı Sözcüsü Eşref el-Kudra, Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus kentinde İsrail savaş uçaklarının bombaladığı Ebu Cami ailesine ait 3 katlı binanın tamamen çöktüğünü, olayda 26 kişinin hayatını kaybettiğini söyledi. Söz konusu saldırıda daha önce evin enkazından 6′sı çocuk 9 kişinin cesedinin çıkarıldığı ifade edilmişti.

    İsrail topçu birliklerinin Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah kentine, sabah saatlerinde düzenlediği saldırıda 7′si çocuk 9 Filistinlinin öldüğünü, 7 kişinin yaralandığını da hatırlatan Kudra, son saldırıda yaşamını yitirenlerle, İsrail ordusunun, 7 Temmuz’dan bu yana Gazze’de ölenlerin sayısının 509′a yükseldiğini, şimdiye kadar 3 bin 300 kişinin yaralandığını kaydetti.

    İNSANLIK SUÇU

    “Siyam ailesinin bireylerine ait kömürleşmiş ceset parçaları ve kollarıyla bacakları kopmuş yaralılar Avrupa Hastanesine getirildi” diyen Kudra, İsrail’in bu aileye karşı insanlık suçu işlediğini vurguladı. Görgü tanıkları, İsrail ordusunun Siyam ailesine ait altı eve 13′ün üzerinde top mermisi attığı ve ateş açtığı bilgisini verdi.

    Öte yandan, Refah kentine düzenlenen saldırılarda bir Filistinli balıkçı hayatını kaybetti, iki balıkçı yaralandı.

    10 FİLİSTİNLİNİN ÖLDÜRÜLDÜĞÜ İDDİASI

    İsrail ordu sözcüsü Avichay Adraee bir sosyal paylaşım sitesindeki hesabından yaptığı açıklamada, “İsrail ordusu, Gazze’den İsrail’e açılan iki tünelden sızmaya çalışan gruplar tespit etti. Birinci tünel havadan bombalanarak yıkılırken, ikinci tünelden orduya ait araçlara havan saldırısı düzenleyen Filistinlilerle çıkan çatışmada 10 kişi öldürüldü” ifadelerini kullandı. İsrail askerlerinden ölen ve yaralanan olup olmadığına ilişkin bilgi vermeyen Adraee, ordunun bölgede arama tarama faaliyetlerini sürdürdüğünü belirtti. 

    Tags: , , , ,

  • Genel 21.07.2014 Yorumlar Kapalı

    izmir escort sitesi

    İsrail’in Gazze’ye saldırıları Meksika’nın başkenti Meksiko’da protesto edildi.

    Başkentte Dışişleri Bakanlığı binası önünde toplanan göstericiler, İsrail’in Gazze’ye yönelik askeri operasyonlarının durdurulmasını istedi.

    Filistin bayrakları taşıyan göstericiler “Özgür Gazze” sloganları atarak İsrail’in tutumunu eleştirirken ABD’ye de yüklendi.

    Düşüncelerini paylaşan göstericilerden Fabia, “olanların katliam” olduğunu vurgulayarak “İsrail ve ABD bu insanları yok etmek istiyor, buna izin veremeyiz” diye konuştu.

    Baba tarafının Lübnanlı olduğunu söyleyen Fabia, “Lübnan’ın başından beri Filistinlilere destek verdiğini, ABD’nin ise Filistin hareketine destek veren diğer yönetimlere sürekli saldırdığını” belirtti.

    Müslüman olduğunu vurgulayan Ayşe Amina “İsrail’in insanları katlettiğini” belirtirken, Guadalupe Mendez de “İsrail ve ABD ile aynı güçte olmadıklarına” işaret ederek “İsrail’in insanlara yaptığı adil değil” dedi.

    Göstericiler eylemlerini tamamladıktan sonra sorunsuz dağıldı.
     

    Tags: , , , , ,

  • Genel 21.07.2014 Yorumlar Kapalı

    izmir escort sitesi

    İsrail’e uluslararası meselelerde önkoşulsuz destek veren ABD yönetimi, bugüne kadar Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) İsrail’in yayılmacılığını ve bölgede gerçekleştirdiği saldırıları kınayan ve Filistin topraklarını işgal etme politikasından vazgeçmesini isteyen 41 karar tasarısını veto etti.

    İsrail’in Gazze’ye kara ve hava saldırısı başlatarak çoğunluğu çocuk ve sivil 500′den fazla kişiyi öldürmesi, barış ve güvenliği sağlamadan sorumlu kuruluş olan Birleşmiş Milletlerin durumunu yeniden gündeme getirdi. Örgütün temel karar alma organı olan Güvenlik Konseyi, 5′i daimi 10′u geçici olmak üzere toplam 15 üyesi ile BM içinde tek başına barış ve güvenliğin teminatı görevini üstlenmiş durumda.  

    BMGK’da bu yıl itibariyle daimi üyeler ABD, Rusya, Çin, Fransa ve İngiltere’nin dışında Arjantin, Şili, Nijerya, Ruanda, Çad, Avustralya, Ürdün, Güney Kore, Lüksemburg ve Litvanya iki yıllık geçici görevle bulunuyor. BMGK’nın 5 daimi ve veto yetkisi olan üyesinden ABD, İsrail’e karşı 15 üyeli Konsey’de atılması planlanan her adımı engelliyor. ABD çoğu kez 14 üyenin destek verdiği tasarıları da veto etti.

    İSRAİL İÇİN OTOMATİĞE BAĞLANMIŞ VETOLAR  

    BMGK’da bir tasarının karar haline gelebilmesi için 9 lehte oy kullanılması ve daimi üyelerden hiçbirinin veto etmemesi gerekiyor. Yaptırım gücü olmayan başkanlık ve basın bildirileri içinse tüm üyelerin onayı aranıyor.

    BM resmi verilerine göre, 1946′dan beri yapılan oylamalarda 1970′e kadar veto yetkisini hiç kullanmayan ABD, 1970′ten bugüne toplam 79 kez veto hakkını kullandı. Bu vetoların yarıdan fazlası olan 41′ini, Ortadoğu’da İsrail’in hukuk dışı eylemlerine yönelik çeşitli ülkeler tarafından hazırlanan tasarılara karşı kullandı. ABD bu çerçevede ilk vetosunu 10 Eylül 1972′de, son vetosunu ise 18 Şubat 2011′de İsrail’in işgal ettiği topraklarda yerleşim birimi kurma eylemlerinin yasa dışı olduğunu belirten tasarı için kullandı. Bu süreçte ABD’nin veto ettiği 41 karar tasarısının çoğunluğu İsrail’in illegal yerleşimlerine son vermesi ve 1967 sınırlarına çekilmesi talebini içeriyordu.

    İsrail’in Filistin topraklarını işgal etmesinin hukuksuzluğuna değinilen ve 1967 öncesi sınırlarına dönmesini isteyen tasarıları bugüne kadar ABD’den başka hiçbir ülkenin veto etmemiş olması da dikkat çekiyor.

    FİLİSTİN’İN BM ÜYELİK TALEBİ RAFTA BEKLİYOR

    Birleşmiş Milletlere yeni bir üyenin katılması da BMGK’nın onayına bağlı. BMGK’da kabul edilmeyen bir ülkenin BM’ye dahil olabilmesi mümkün değil. Filistin’in üye olmak için BM Genel Sekreterliği’ne iki yıl önce yaptığı başvuru, prosedür gereği BM Güvenlik Konseyi’ne gönderildi. Ancak bu talep henüz BMGK gündemine dahi alınmadı. Bunun nedeni olarak da ABD’nin, talebin görüşülmesini istememesi gösteriliyor. 

    Üyelik talebinin BMGK’da ABD tarafından tıkanması üzerine Filistin, BM’deki statüsünü “gözlemci kuruluştan” “üye olmayan gözlemci devlet” statüsüne yükseltebilmek için BM Genel Kurulu’na başvurmuş ve buradaki oylamayla önemli bir kazanım elde etmişti. Bu sayede Filistin, BM Genel Kurulu’nda bazı konularda oy kullanma ve içinde yargının da olduğu birçok BM kurumuna başvurma hakkı kazanmıştı.

    SON TOPLANTIDA TEK HEDEF HAMAS OLDU

    BM Güvenlik Konseyi, İsrail’in Gazze’ye başlattığı kara saldırısı üzerine cuma günü Ürdün’ün talebiyle acil olarak toplanmıştı. Toplantıda, İsrail’in saldırılarının durdurulmasını amaçlayan herhangi bir karar tasarısı ya da bildiri gündeme gelmezken, ABD ve Avustralya başta olmak üzere birçok ülkenin temsilcisi konuşmasına, “Hamas’ın roket saldırılarının kabul edilemez olduğu ve bu saldırılar karşısında İsrail’in kendisini savunmasının meşru olduğu” ifadesiyle başlamıştı.

    Toplantının ardından Filistin’in BM Misyonu’ndan yapılan açıklamada, Arap grubu tarafından hazırlanan BMGK karar tasarısını Ürdün’ün diğer üyelere de dağıtacağı duyuruldu. Ancak Konsey’de herhangi bir tasarı gündeme gelmedi. Hazırlanan tasarıda, İsrail’in Gazze’den çekilmesi, ateşkes sağlanması, Gazze’ye uygulanan ambargonun kaldırılması ve sivillerin korunması için gerekli önlemlerin alınması isteniyor. Ürdün’ün tasarıya son şeklini vermesi ve tasarının BMGK’da oylamaya sunulması durumunda da ABD’nin tasarıyı veto etmesine kesin gözüyle bakılıyor.  

    AA

    Tags: , , , , ,

  • Genel 20.07.2014 Yorumlar Kapalı

     

    izmir escort sitesi

    Türkiye-İsrail ilişkileri, İsrail’in Filistin’e uyguladığı aşırı saldırgan tutum ve sivil halkı hedef alan saldırılarıyla büyük bir yara alırken, normalleşme süreci de İsrail’in Gazze’ye saldırısıyla büyük darbe aldı.

    Ortadoğu’daki gelişmelere paralel olarak inişli çıkışlı bir seyir izleyen fakat 2005′e kadar genel anlamda olumlu devam eden Türkiye-İsrail ilişkileri, İsrail’in Filistin’e uyguladığı aşırı saldırgan tutum ve sivil halkı hedef alan orantısız saldırıları sebebiyle büyük bir yara alırken, iki ülke arasındaki normalleşme süreci de İsrail’in Gazze’ye yönelik son saldırılarıyla büyük darbe aldı.

    NORMALLEŞMENİN YÜRÜMESİ MÜMKÜN DEĞİL

    Türkiye, dört yıl önceki Mavi Marmara baskınından sonra dibe vuran iki ülke ilişkilerinde bir süredir devam eden normalleşme sürecinin, İsrail’in günlerdir yürüttüğü ve şu ana kadar en az 300 kişinin hayatını kaybettiği saldırılar sebebiyle yürümesinin mümkün olmayacağını açıkladı.

    Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, kendisi ve sorumluluğundaki hükümet olduğu sürece İsrail’in yaptıklarına olumlu bakmayacağını vurguladı ve “Bir normalleşme talebinin gelmesi sebebiyle de normalleşme ümidini üç maddeye (özür, tazminat ve Filistin’e uygulanan ambargonun kaldırılması) bağlamıştık. Bu üç madde yerine gelmediği için zaten normalleşmenin olması bundan sonra da görünüyor ki mümkün değil” dedi.

    Aslında Türkiye, İkinci Dünya Savaşı’ndan galip çıkan ABD ve İngiltere’nin desteği ile 1948′de bağımsızlığını ilan eden İsrail devletini Müslüman ülkeler arasında ilk tanıyan ülke olmuştu. Birinci Arap -İsrail savaşının hemen ardından bir yıldan daha az bir süre içindeİsrail devletini tanımasında Türkiye’nin kendisini Batı bloğunda görmesinin yanı sıra devletin laiklik hassasiyetinin de etkisi vardı. Bölgenin Arap olmayan ülkeleriyle iyi ilişkiler tesis etme politikası güden İsrail’in arası o dönemde Türkiye ile oldukça iyiydi. Bunun bir yansıması olarak İsrail yönetimi, Washington, Paris ve Londra’dan sonra dördüncü askeri ataşeliğini Ankara’da açtı.

    İLK KIRILMA

    İkili ilişkilerde ilk pürüz, Arap milliyetçiliğinin yükseldiği bir dönemde Irak’ın İngiltere’nin de üye olduğu Bağdat Paktı’na dahil olması, ortaya çıkacak milliyetçi tepkileri azaltmak için de anlaşma metnine İsrail aleyhine yorumlanabilecek maddeler koydurması üzerine yaşandı. Türkiye’nin de aynı paktta yer alması İsrail tarafından Türkiye’nin tercihini Arap dünyasından yana yapması şeklinde algılandı ancak Başbakan Adnan Menderes’in İsrail büyükelçisine anlaşmanın İsrail aleyhine kullanılmayacağı teminatı vermesi üzerine durum yatıştı.

    İKİNCİ KIRILMA

    İkili ilişkilerde diğer bir kırılma ABD’den borç talebi reddedilen Mısır’ın Süveyş Kanalı’nı millileştirmesi sonrasında yaşandı. Kanalın millileştirilmesiyle çıkarı zedelenecek olan Fransa ve İngiltere, İsrail’le anlaşarak İsrail’in Mısır’a saldırmasını sağladı ardından bölgeye asker çıkardı. Söz konusu adım sonrasında İngiltere, Fransa ve İsrail aleyhine uluslararası camiada ortaya çıkan tepkiye Türkiye de destek verdi ve 1956′da İsrail’deki büyükelçisini geri çekti. Fakat ilişkiler el altından yürütülmeye devam etti.

    TÜRKİYE, ARAP ÜLKELERİNİN YANINDA YER ALDI

    1967 Arap-İsrail savaşı sonrasında Türkiye’nin Arap ülkelerinin yanında yer alması iki ülke ilişkilerini olumsuz etkilerken, 1969′da Mescid-i Aksa’nın yakılması olayı ikili ilişkileri iyice gerdi. Türkiye’nin Filistin Kurtuluş Örgütü’nü tanıması ve örgütün lideri Yaser Arafat’ın Başbakan Bülent Ecevit’in resmi davetlisi olarak Türkiye’ye gelmesi 1970′lerde de ilişkilerin soğuk seyretmesine neden oldu. İsrail’in 1980′de Kudüs’ü başkent ilan etmesi sonrasında sıçrama yapan gerilim Türkiye’nin İsrail’deki temsilini ikinci katip düzeyine düşürmesiyle sonuçlandı. Aralık 1987′de başlayan intifadaya İsrail’in sert karşılık vermesini kınayan Türkiye, Filistin halkının bağımsızlık taleplerine destek vererek 1988′de Filistin devletini tanıdı. Türkiye, Filistin devletini tanıyan İsrail’le diplomatik ilişkiye sahip ilk devlet oldu.

    1990′lara kadar bölgedeki gerilimi yansıtacak şekilde inişli çıkışlı bir seyir izleyen fakat genel anlamda olumlu seyreden ilişkiler 1990′larda zirve yaptı. Bunda da Filistin-İsrail barış görüşmelerine bağlı olarak Ortadoğu’da yaşanan olumlu havanın yanı sıra Türkiye’deki rejim tartışmalarının ve İran, Irak ve Suriye gibi bölge ülkelerinin PKK’ya destek verdiği algısının da etkisi oldu. Türkiye’nin, aleyhinde faaliyet gösteren Ermeni ve Rum lobilerine karşılık Yahudilerin desteğinin arkasına almak istemesi de bu yakınlaşmada etkili oldu. Türkiye’nin bölgedeki ittifak arayışının bir sonucu olarak 1994′te İsrail’i ziyaret eden Başbakan Tansu Çiller, iki ülke arasındaki ilişkiyi “stratejik işbirliği” olarak tanımladı.

    “YURTTA SULH CİHANDA SULH”

    2000′li yılların başlarına gelindiğinde Türkiye ekonomisi krizden çıkmıştı ve iktidarda yeni bir hükümet vardı. Ekonomik alandaki başarısını dış politikada da yakalamak isteyen Türk hükümeti, “komşularla sıfır sorun” politikasıyla son dönemde bozulan komşuluk ilişkilerini tamir etmek ve Türk dış politikasının “Yurtta sulh cihanda sulh” ilkesini daha ileriye taşımak istiyordu.

    İkili ilişkilerde yakalanan bu olumlu havanın bir sonucu olarak 1990′lardan başlayarak 2006′nın başına kadar iki ülke arasında savunma, istihbarat paylaşımı, ticaret, ekonomi, eğitim, kültür, spor ve turizm alanında onlarca anlaşma imzalanırken, karşılıklı olarak çok sayıda üst düzey ziyaret gerçekleştirildi.

    Diğer taraftan Filistin sorunun hala çözülememiş olması, 2001′de Ariel Şaron’un liderliğindeki Likud Partisi’nin iktidara gelmesi sonrasında İsrail’deki iç siyasetin aşırı sağa kayması ve İsrail yönetiminin Filistinlilere yönelik şiddet eylemlerini artırması olumlu havanın bozulmaya başlayacağının da işaretiydi.

    Nitekim, Mayıs 2004′te İsrail’in operasyonları sonucu Hamas liderlerinden Şeyh Ahmet Yasin ve Abdülaziz Rantisi’nin öldürülmesi ve sivil halka yönelik sistemli şiddet sonrasında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “İsrail’in devlet terörü uyguladığı” şeklindeki beyanı, İsrail’de rahatsızlık meydana getirdi. İsrail Başbakanı Ariel Şaron ve Başbakan Yardımcısı Ehud Olmert tarafından Türkiye’ye iletilen görüşme taleplerinin geri çevrilmesi İsrail’in tedirginliğini iyice artırdı.

    Bölgesel dengelerin değişmesi, PKK’nın doğudaki etkinliğini artırması, Kıbrıs’ta Annan Planı’nın gündeme gelmesi, 1915 olaylarına ilişkin yasa tasarıları karşısında uluslararası toplumun desteğine ihtiyaç duyulması gibi çeşitli sebeplerden önce dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, ardından Başbakan Erdoğan İsrail’i ziyaret etti. Başbakan Erdoğan’ın Yahudi düşmanlığı karşıtı açıklaması Yahudi dünyası tarafından olumlu karşılanırken, Türkiye hayata geçirmeye çalıştığı aktif dış politikanın bir sonucu olarak bölgede güven ve istikrar ortamı oluşması yönündeki çabalarını İsrail-Suriye arasında arabulucu rolü üstlenerek gündeme getirdi.

    “DÖKME KURŞUN” OPERASYONU İLE 1403 FİLİSTİNLİ ÖLDÜRÜLDÜ

    2005′te Gazze’den tek taraflı çekilme planını yürürlüğe koyan İsrail yönetimi, Hizbullah karşısında artan güvenlik endişeleri sonucunda 2006′da Lübnan’a saldırdı. Filistin’de Hamas’ın hükümeti kuracak çoğunluğa ulaşması sonrasında bir taraftan “terörist olarak gördüğü” Hamas’la aynı masaya oturacak olması, diğer taraftan Lübnan’da Hizbullah karşısında beklenmeyen bir yenilgi alması İsrail dış politikasını çıkmaza soktu. Şaron’un felç geçirmesi sonrasında Kadima’nın başına geçen Ehud Olmert’in adının yolsuzluklara karışması üzerine başbakanlığı Dışişleri Bakanı Tzipi Livni’ye devretmek zorunda kalması ve ardından gelen erken seçim kararı, İsrail’i içinde bulunduğu kaosu iyice derinleştirdi. İsrail yönetimi, durumu Aralık 2008′de Gazze’de “Dökme Kurşun” operasyonuna girişerek aşmaya çalıştı.

    Olmert’in Ankara’yı ziyaret ederek Başbakan Erdoğan’la görüşmesinin birkaç gün sonrasında gelen saldırı 1403 Filistinlinin ölümü, 360 kilometrekarelik Gazze’nin harabeye dönmesiyle sonuçlandı. 25 gün süren saldırı Türkiye tarafından karşılıklı güvenin açık bir istismarı olarak algılanırken, Başbakan Erdoğan İsrail’i “devlet terörü” işlemekle suçladı.

    “ONE MİNUTE”

    Diğer taraftan ateşkes çağrısı yapmak üzere toplanan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin bu adımı, ABD’nin veto etmesi üzerine sonuçsuz kaldı. Yapılanlar karşısında uluslararası toplumun sessiz kalması Türkiye’nin tepkisini daha da sertleştirmesine sebep oldu. Daha sonrasında Davos Ekonomik Forumu’nda Başbakan Erdoğan ile İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres arasında “one minute” olayı yaşandı. Takip eden günlerde İsrail yönetimi TRT’de yayınlanan “Ayrılık” dizisinde İsrail düşmanlığı yapıldığı gerekçesiyle Türkiye’ye nota verdi. Kurtlar Vadisi dizisinde İsrail’e hakaret edildiği gerekçesiyle Dışişleri Bakanlığı’na çağrılan Türk büyükelçinin “alçak koltuk” muamelesine maruz bırakılması krizi daha da derinleştirdi.

    MAVİ MARMARA BASKINI

    Ama asıl darbe İsrail’in 2010′da Gazze’ye yardım götüren Mavi Marmara gemisine saldırarak 9 Türk vatandaşını katletmesi üzerine geldi. İsrail’i tavrına çok sert şekilde cevap veren Türkiye, BMGK’yı acil toplantıya çağırarak İsrail’i kınayan bir bildiri yayımlattı. İsrail’le yapılması gündemde olan üç askeri tatbikat iptal edildi. Sonraki günlerde gelen normalleşme taleplerine Türkiye, özür, tazminat ve Gazze’ye uygulanan ablukanın kaldırılması şartıyla olumlu baktığını açıkladı.

    KIBRIS RUM YÖNETİMİ EKONOMİK BÖLGE SINIRLANDIRILMASI… ORTAK İMZA

    İyi niyet göstergesi olarak Türkiye, Aralık 2010′da Hayfa yakınlarında çıkan yangını İsrail’in söndürmekte yetersiz kalması üzerine yangın söndürme uçakları gönderdi. Adım sonrasında İsrail yönetiminin Türkiye ile ilişkileri ilerletmek için hakerekete geçeceği basında yer aldı. İsrail’in aynı ay içinde Güney Kıbrıs Rum yönetimi ile Münhasır Ekonomik Bölge sınırlandırma anlaşması imzalaması ve İsrail ortaklı Amerikan şirketi Noble’ın Doğu Akdeniz’de petrol ve doğaz gaz aramaya başlaması ikili ilişkilileri daha da çıkmaza soktu. Ocak 2011′de başlayan Arap Baharı’yla birlikte normalleşme süreciyle ilgili konular da ikinci planda kaldı.

    MAVİ MARMARA RAPORU ADALET DİVANI…

    Mavi Marmara saldırısıyla ilgili olarak BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun tarafından 2010′da görevlendirilen heyetin hazırladığı raporun Eylül 2011′de basına sızması, dahası raporun İsrail’i haklı göstermesi, Türkiye’nin tepkisini daha da sertleştirmesine sebep oldu. Raporu tanımadığını açıklayan Türkiye, diplomatik temsilciğini ikinci katip düzeyine indirdi ve askeri anlaşmaları askıya alarak Gazze ablukasının tanınmaması ve Mavi Marmara saldırısının Uluslararası Adalet Divanı’nda incelenmesi için girişim başlattı.

    İSRAİL’İN ÖZÜR DİLEMESİ

    Bölgede zaten oldukça yalnız olan İsrail’in uzun yıllar iyi ilişkiler kurduğu Türkiye’yi kaybetmesi, Kıbrıs Rum Kesimi’nin yaşadığı ciddi ekonomik sıkıntılar, Mısır’da Müslüman Kardeşlerin iktidara gelmesi, İran’ın bölgedeki etkinliğini artırması gibi çeşitli sebeplerden İsrail içinde de rahatsızlıklara sebep oldu. İsrail yönetimi, çeşitli bahanelerleTürkiye ile ilişkilerini normalleştirme arayışına girdi. Bu konuda en önemli adım 22 Mart 2013′te ABD Başkanı Barack Obama’nın İsrail ziyareti sırasında geldi. Başbakan Erdoğan’ı arayan İsrail Başkakanı Binyamin Natanyahu, Mavi Marmara kriziyle ilgili özür diledi ancak Türkiye’nin Gazze ablukasının kaldırılmasında ısrarcı olması üzerine geri adım atarak görüşmenin Başkan Obama’nın ısrarı neticesinde yapıldığını ileri sürdü.

    2014 “DEVLET TERÖRÜ” İSRAİL, GAZZEYE SALDIRDI

    İsrail’in bu yılın haziran ayı başında kaçılan 3 gencin öldürülmesinden Hamas’ı sorumlu tutması ancak doğrudan sivilleri hedef alan saldırılardan da geri durmaması, günlerce süren hava bombardımanının ardından kara saldırılarına girişmesi, Türkiye-İsrail hattında yaşanan gerilimin son halkası oldu. 7 Temmuz’dan beri devam eden ve 74′ü çocuk, 26′sı kadın olmak üzere 300′den fazla Filistinlinin hayatını kaybettiği saldırıyla ilgili olarak İsrail’in devlet terörüne devam ettiği değerlendirmesinde bulunan Başbakan Erdoğan, normalleşme konusunda Türkiye’nin tavrını açık bir şekilde ortaya koydu.

    “İSRAİL’İN YAPTIKLARINA ASLA OLUMLU BAKILMAYACAK”

    Kendisi ve sorumluluğundaki hükümet olduğu sürece İsrail’in yaptıklarına olumlu bakmayacağını vurgulayan Erdoğan, “Bir normalleşme talebinin gelmesi sebebiyle de normalleşme ümidini üç maddeye (özür, tazminat ve Filistin’e uygulanan ambargonun kaldırılması) bağlamıştık. Bu üç madde yerine gelmediği için zaten normalleşmenin olması bundan sonra da görünüyor ki mümkün değil” açıklamasını yaptı.

    Tags: , , , , , , ,

  • Genel 20.07.2014 Yorumlar Kapalı

     

    izmir escort sitesi

    Cumhurbaşkanı olarak seçilmesinin ardından ilk yurt dışı ziyaretini KKTC’ye gerçekleştirdiğini anımsatan Gül, görev süresinin sonunda da KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’nun daveti üzerine, 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı’nın 40. yıl dönümü kutlamaları vesilesiyle KKTC’yi ziyaret edecek olmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

    Gül, ziyaretini 11 Şubat 2014′te iki liderin ortak açıklaması ile başlayan BM Genel Sekreteri’nin İyi niyet Misyonu çerçevesindeki görüşme sürecinin devam ettiği bir dönemde gerçekleştirdiğine dikkati çekerek, “Bu vesile ile başta Cumhurbaşkanı Sayın Eroğlu olmak üzere devlet erkanı ile görüş alışverişinde bulunma fırsatı bulacağım. Kıbrıs konusunun içinde bulunduğu aşamayı değerlendirecek ve ülkelerimiz arasındaki yakın ilişkilerin daha da güçlendirilmesi amacıyla yapılabilecekleri ele alacağız” dedi.

    Türkiye’nin 1960 Garanti Anlaşması’ndan kaynaklanan hak ve yükümlülükleri uyarınca gerçekleştirdiği 20 Temmuz 1974 Barış Harekatıyla tesis ettiği nuzur ve güven ortamını KKTC’nin kurduğuna vurgu yapan Gül, “KKTC, insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik yapısı ve her geçen gün güçlenen ekonomik kalkınma ve refah seviyesiyle tüm Doğu Akdeniz Bölgesi için örnek oluşturacak niteliktedir” değerlendirmesini yaptı.

    RUM TARAFI İLE OLAN AÇIK KAPANIYOR

    Gül, özellikle son on yılda yaşanan ekonomik kalkınma hamlesiyle ülkede kişi başına düşen milli gelirin önemli oranda arttığını ifade ederek, şunları belirtti:

    “Bu tür gelişmeler, KKTC’nin maruz kaldığı tüm haksız kısıtlama ve engellemelere rağmen Rum tarafıyla olan açığı kapatması bakımından mutluluk vericidir. Yakalanan bu ivmenin korunarak geliştirileceğine dair inancım tamdır.

    Ada’daki yaklaşık 50 yıllık sorunun mağduru olan Kıbrıs Türk Halkı’nın çözüm ve uzlaşma yönündeki iradesi herkesin malumudur. 2004′te Barış Planı’na evet diyen Türk halkı olmuştur. Buna rağmen, haksız kısıtlama ve engellemelerin halen devam ediyor olmasını izah etmek mümkün değildir. Uluslararası camianın artık bu yönde ciddi adımlar atmasını beklediğimizi bu vesile ile bir kez daha vurgulamak istiyorum.”

    Gül, konuşmasının sonunda ise “Türkiye Cumhuriyeti’nin, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da ahdi ve tarihi hak ve sorumluluklarının bilincinde olarak, büyük Türk milletinin ayrılmaz bir parçasını teşkil eden Kıbrıs Türk Halkı’nın mutluluk ve refahı için üzerine düşenleri yerine getirmeye devam edeceğini” bildirdi. ,

    Tags: , , , , ,

  • Genel 20.07.2014 Yorumlar Kapalı

    izmir escort sitesi

    İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi temmuz ayı toplantısında, Ramazan Bayramı boyunca trafiğin rahatlaması ve toplu ulaşım araçlarının kullanımının teşvik edilmesi için teklif sunuldu. Teklif, oy birliği ile kabul edildi.

    Böylece, Ramazan Bayramı’nın kutlanacağı 28-29-30 Temmuz’da toplu ulaşımda yüzde 50 indirim yapılacak. İETT otobüsleri, metrobüs araçları, şehir hatları vapurları, tramvay, metro, hafif metro ve füniküler araçları ve özel halk otobüsleri yüzde 50 indirimli hizmet verecek. 

    Tags: , , , ,

  • Genel 20.07.2014 Yorumlar Kapalı

    izmir escort sitesi

    TBMM Dışişleri Komisyonu, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarını kınayan bildiri yayınladı.

    Tags: , , , , ,

  • Genel 20.07.2014 Yorumlar Kapalı

    izmir escort sitesi

    KKTC Dış Basın Birliği’nin organize ettiği ve bazı muharip dernek ve sivil toplum kuruluşların da katkılarıyla gerçekleştirilen Şafak Nöbeti, Yavuz Çıkarma Plajı’nda 19 Temmuz’u 20 Temmuz’a bağlayan gece tutuldu. Nöbete, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçisi Halil İbrahim Akça, askeri yetkililer ve vatandaşlar katıldı.

    Nöbette, 40 yıl önce Yavuz Çıkarma Plajı’na ayak basan temsili 50. Alayı sahile gelerek sancaklarını açıp mücahitlerle buluştu. Etkinlikte ayrıca sanatçı Zuhal Olcay sahne aldı. Olcay’a Burçin Büke piyanosu ve yazar-müzisyen Kürşat Başar saksafonuyla eşlik etti.  

    KKTC Din İşleri Dairesi’nde görevli din görevlileri şehitler için dua okudu. Sabah ezanı ile temsili olarak Mehmetçikle Mücahit kucaklaştı. Gaziler botlarla sahile çıktı. Sahilde ellerinde meşalelerle bekleyen vatandaşlar da sahile çıkan gazilerle buluştu.

    ŞAFAK NÖBETİ, KIBRIS’IN SEMBOLÜ

    Başbakan Yardımcısı Atalay, burada yaptığı açıklamada, Kıbrıs Barış Harekatı’nın 40. yıl dönümü nedeniyle burada olmaktan dolayı memnuiyetini dile getirerek, Şafak Nöbeti’nin Kıbrıs’ın bir sembolü haline geldiğini söyledi. “Hem şehitlerimizi burada rahmetle anıyoruz hem de gençlerimize bu kazanımların kolay olmadığını burada anlatmış oluyoruz” diyen Atalay, elimizde var olan kıymetlerin bilinmesi gerektiğini vurguladı. Bundan 40 yıl önce buraya çıkarma yapan gazileri yad ettiklerini belirten Atalay, “Hepimizin duygulu olduğumuz bir gece. Her sene buraya katılım bir kez daha artıyor. Kıbrıs Türkü ilelebet yaşasın ve biz burada nice şafak nöbeti tutalım. Kuzey Kıbrıs için daima barış dolu günler gelsin. Bundan sonra bu adada acı yaşanmasın” diye konuştu.  

    Dış Basın Birliği Başkanı ve Şafak Nöbeti Organizasyon Komitesi Başkanı Fevzi Tanpınar da binlerce Kıbrıs Türk’ünün bu kutsal mekanda, kutsal tarihte yeniden bir araya geldiğini belirterek, “19 Temmuz’u 20 Temmuz’a bağlayan gecenin Kıbrıs Türk’ü için çok önemli bir gece olduğunu” söyledi.  

    Bugün hem şehitlerimiz için buradayız, hem anavatanla yavru vatan arasındaki o kopmaz bağ için buradayız” diyen Tampınar, “Bugün Kıbrıs Türk’ü buraya geliyorsa binlerce yürek bu kutsal mekanda bu nöbeti tutuyorsa bu aynı zamanda anavatana olan bağlılığının da bir simgesidir. Biz bu akşam burada yıllarca yüreğine taş basmış analara saygımızdan, yıllarını mevzilerde silah başında bizlerin canını, namusunu korumakla geçiren babalarımıza hürmeten buradayız” değerlendirmesinde bulundu. 

    Tags: , , , , ,